
YENİ OSMANLICILAR LOZANA NİÇİN TAKIK ?..
03 Ekim 2016 02:53:38
Lozan, geçen hafta, gündemin başköşesindeydi.
Nedeni malum
Köşe yazıyorsanız, cinliğin laboratuvarından da üretilmiş olsa, gündemi ıskalayamazsınız. Temel kuraldır bu ! Ben de öyle yapacağım bu yazıda
Aslında Lozan üzerine polemik yazısı yazmak fuzulidir. Çünkü Lozanın üstünde oturuyoruz hepimiz ! Bağımsız/egemen bir millet/devlet olma ayrıcalığına onun sayesinde sahibiz.
Ama, halkımızın bilgilenme ve bilgilendirme kültürünün düzeyi de malum ! Üstelik, balık hafızalığı da !..
Dahası, bu tür yapay gündem yaratmak çabalarının bir yararı da var: Olayın/kişinin bilinmeyen/az bilinen yanları da su yüzüne çıkıyor bu şekilde.
II.Abdulhamitin gündeme taşınmasında da böyle oldu bu.
O günlerde neler öğrenmemiştik Abdulhamitin hususiyetleri hakkında ?
Örneğin aynı zamanda halife olan Abdulhamitin sıkı bir rom müptelası olduğunu, Osmanlı topraklarında ilk rakı fabrikalarının onun döneminde kurulduğunu kaçımız biliyorduk ? Yılmaz Özdilden öğrendik.
Bunun yanısıra halifenin sıkı bir borsa spekülatörü olduğunu, içinde 105 çiftliğin de yeraldığı korkunç bir kişisel servete sahip olduğunu ?..
Şehzadeliği döneminde Tarabyadaki malikanesinde Belçikalı tuhafiyeci kız Flora Cordıer ile sık sık halvet olduğunu ?..
Falan.
Bu kez de öyle oldu. Cumhurbaşkanının iki ay önce övdüğü Lozanı bu kez yermesi, Lozana ilişkin tarihsel gerçeklerin sağlam kanıtlara dayalı olarak ortaya saçılmasına neden oldu.
Ama, izleyebildiğim kadarıyla bizim Osmanlıcıların Lozan alerjisinin önemli bir detayı ıskalandı. Aslında bu detay da değil, temel nedendir !
Baştan alalım
Kurtuluş savaşının zaferle sonuçlanmasının ardından 3-31 Ekim tarihleri arasında imzalanan Mudanya Mütarekesinin görüşmeleri sırasında, İtilaf Devletleri (İngiltere,Fransa,İtalya,Yunanistan,vb) ile Türkiye arasında kalıcı barış sağlanması amacıyla bir konferans düzenlenmesi konusunda görüşbirliğine varıldı. Konferans, İsviçrenin Lozan kentinde toplanacaktı. Konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Slovenyanın temsilcileri katılacaktı. Türkiyenin isteği üzerine, Boğazlar konusundaki görüşmelere genç Sovyetler Birliğinin temsilcisinin de katılmasına karar verildi. ABD gözlemci olacak, Bulgaristan ise Ege görüşmelerine katılacaktı.
Konferans başlamadan önce şöyle bir sorun çıktı ortaya:
İngiltere, Fransa,Yunanistan vb, İstanbul hükümetinin de konferansa katılmasını istediler. Bu, Osmanlının da konferansta temsil edilmesi anlamına geliyordu. Kuvayı Milliyecilerin tepkisi gecikmedi. TBMM, 1 Kasım 1922 tarihinde, Osmanlı devletine son veren ve saltanatı kaldıran ünlü kararını aldı. Böylece konferansta, Türkiyeyi Ankara Hükümeti temsil etti.
Osmanlı/saltanat/halifelik tarihe gömülmüştü.
Yeni-Osmanlıların Lozana öfke duymasının temel nedeni budur.
Konferans, bu karardan 20 gün sonra, 21 Kasım 1922de başladı, 24 Temmuzda imzalandı.
Anlaşma ile Türkiyenin milli sınırları saptanıyor ve bağımsız ve egemen devlet olarak tanınması dünyaca kabul ediliyordu.
Yıkılmış, yenik, yağmalanan Osmanlının bağrından, milli-demokratik nitelikte Türkiye Devleti/Cumhuriyeti doğuyordu bu şekilde.
Sevr, yenilgisinin belgesiydi. Lozan, zaferin belgesidir.
Kılıç hakkıdır.
Yandaşların ağızlarında sakız olan Musul ve 12 adalar sorunlarına gelince
Türk delegasyonu konferans boyunca Musulu ısrarla istedi, anlaşmalı devletler karşı çıktı. Musul, daha sonra Birleşmiş Milletlerin kararıyla Türkiye sınırlarına dahil edilmedi.
Anlaşmada, İmroz ve Bozcaada Türkiyeye verilirken, Yunan adaları askerden arındırıldı.
Kaybettik denilen Egedeki Oniki Ada ise, zaten İtalyanların egemenliği altındaydı. Osmanlı onlara ikram etmişti !.
Kaldı ki, Lozan barış konferansı sonuçta bir pazarlıktı. Eşsiz bir zaferin ardından masaya oturmuştuk gerçi; ama, yine de karşımızda koskoca bir dünya vardı. Burada önemli olan, yağmalanmış, dağılmış, bitmiş bir devletten, Osmanlıdan, bağımsız/egemen bir devlet çıkartmaktı.
Lozan, bunu sağladı işte ! Anlaşmanın içeriği değil, kendisi daha önemlidir bu bakımdan.
Bunu anlamak gerekiyor
Lozan zafer değil demek, devletlerde devamlılık esastır ilkesini reddetmek ve karşı tarafı alkışlamak anlamına gelir !..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








